| AÇILIMLAR VE KENDİ GERÇEKLİĞİMİZ |
Yeni bir sürecin yaşandığı
ülkemizin batısında, büyük kentlerde yaşamanın zorluklarını nasıl tarif edeyim
ki.
Çepeçevre yalanlarla
sarılmışsanız, okuduğunuz gazete, dergi ve izlediğiniz tv ekranlarının
gerçeklerin çok uzağında kaldığını,
Siyasilerin, kanat önderi diye
halka sunulanların ne kadar yapmacık ve inkarcı olduklarını kendi
konuşmalarında ve yazılarında takip edebiliyorsanız, ancormen diye yutturulan
soytarı takımı bir grup şaşkının birilerinin borazancısı olarak bangır bangır
bağırdığını, savaş çığırtkanlığından başka işler yapmadığını ana haber bülteni
diye halka yutturulduğu yalanları izlemenin ne tür zorluk verdiğini anlatmış
olur muyum bilemem ama yeni açılım diye başlatılan KÜRT AÇILIMI gerçekten büyük
önem arz etmektedir.
Bu yeni karar ne Alevi
Açılımıyla, ne Ermeni Soykırımının yaşandı veya yaşanmadığı gerçeğiyle ne de
çarşaf açılımıyla aynı önemi taşımadığı apaçık ortadadır.
Alınan çatışmasızlık kararının
ardında Kandil'den gelen çok önemli açıklamaların yarattığı havanın rüzgarıyla
en tepe noktadan dillendirilen yeni açılım bir çok çevre tarafından olumlu
karşılanırken marjinal bazı gruplar tarafından da dikkate alınmaması gerektiği
söylendi.
Özellikle barıştan yana olan
çevreler Cumhurbaşkanının çağrısını olumlu karşıladı.
Bu süreci sabote etmek isteyen
çevreler boş durmadı, baskıların yoğunlaşmasını alkışladı, akan kanın durmasını
isteyeceklerine daha fazla kan ve daha fazla şiddeti dayatmanın uğraşısını
verdi.
Ulusalcı ve milliyetçi kesim
savaş naraları atmaya devam etti.
Aynı çizgide yayın yapan medya ve
yazılı basının büyük kesimi inkar politikası eksenindeki tutumunu sürdürdü, tek
taraflı olarak yayınlarına devam etti, halka doğruyu göstermekten uzak
yayınlara aralıksız sürdürdü.
İktidarda olan parti ise hiç bir
hazırlık yapmadığı bu sürece nasıl bir katkı sunacağını ortaya koymadan eski
politikalarında diretti.
Muhalefet partileri inkar ve red
politikasında ısrarcı olurken, bir kısım sivil toplum örgütü de tıpki DTP gibi
baskı altına alındı.
Çatışmasızlık ortamı sürecinde
akıl almaz baskı ve şiddetin uygulandığı bir ortamın yaşandığı ülkemizde ne
yazık ki güzel şeyler olmuyor.
Elinde silahla dağa çıkanlarda da
askere gidenler de böyle bir ortam içinde yaşama veda etmeye devam etti.
Yirmili yaşlardaki gençlerin ölüm
haberleriyle evlere düşen ateş yürekleri yakmaya devam ederken savaş tamtamları
da sürüyor.
Ülkemizin batısında yaşayanlar ne
yazık ki gerçeklerden uzaktır.
Ben de son yıllarda yaşamımın
önemli bir bölümünü kendi memleketimde geçirirken hayatın tam da ortasında
olduğumun farkındayım.
Peri Vadisinde sakin bir yaşam
sürdürmeye çabalıyorum dersem abartmamış olurum.
Bu bölgede yaşayanların büyük
çoğunluğu belki de yüzde yüze yakını Kürt'tür.
Ancak bir asır öncesinde burada
Ermeniler, Arnavut kökenliler ve Türk'ler de yaşıyormuş.
Derlemeye çalıştığım öykülerden,
yaşanmış hikayelerden ve kendi çapımda yaptığım araştırmalardan çok kültürlülük
gerçeğini görüyorum.
Ne acıdır ki iç içe geçmiş o
eşsiz kültürün mirasını koruyamayan bir yapı ile karşılaşıyor biraz da eziklik
hissine kapılıyorum.
Özellikle Ermeni ustalarının
eserleri hızla kaybolmaktadır.
Bir yok oluş yaşanıyor
bölgemizde.
Hızla insansızlaşan bir bölge
haline gelmektedir yöremiz.
O güzel insanların burayı terk
etme nedenlerini ve gerçeklerini ne yazık ki bilmiyoruz.
Özellikle Kürt'lerin uzaklaşma
nedenlerini de çok iyi bilmiyoruz.
Endişem var, böyle devam ederse
tıp ki Ermeniler gibi gün gelecek Kürtlerden de onlardan bahsedildiği gibi
bahsedilecek.
Bir zamanlar bu bölgede Kürtler
yaşıyordu! denilmesine gönlüm razı olmuyor.
Onun içindir ki buradayım.
Yıllar önce büyüklerimizin
anlattığı yaşanmış öykülerden anlıyorum ki bir zamanlar bu bölgede Ermeni
kardeşlerimizle huzur içinde bir hayat yaşanıyormuş.
Gayri müslim olan Ermenilerle
kirvelikler kurulmuş, dostluk bağları sadece kirvelikle değil musahiplik
dediğimiz kutsal amaçlı kan kardeşliğiyle de perçinleniyormuş.
Ermeniler yaptıkları işlerde o
kadar maharetlilermiş ki yöre halkı bir çok zenaatı onlardan öğreniyor,
kültürel alanda da birliktelik sağlıyorlarmış.
Özellikle taş yapı ustalığında
Ermeni ustalar rakipsizmiş.
Yapılan binaların tamamı taş yapı
olduğundan duvarlar o ustaların şekillendirdiği bir birinden anlamlı işçilik
örnekleriyle bu gün de birçok köy veya mezrada karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle yöredeki değirmenleri
çeviren gürül gürül suların gücüyle tahılı un eden taşların da o güzel
insanların el emeğiyle hazırlandığı bu gün de bilinmekte ve hayranlıkla
bahsedilmektedir.
Acı olan bir gerçek var ki
günümüzde hiçbir değirmen kalmamış, o güzel dostların eserleri de yok olmuştur.
Eski taş yapı binaların
duvarlarında anlamlı yazılar çıkardı karşımıza.
(Bu konuda değerli dostum Mehmet
Ulusoy anlamlı bir yazı yazmış ve örneklerle bu hususu dile getirmişti. Merak
edenler için www.hergep.com sitesi DÜNYA BİR DEĞİRMANDIR adlı yazı)
O yazıların mucitlerinin de
Ermeniler olduğunu anlatırdı büyüklerimiz.
Bu küçük örneklerle yetinerek
yöremizin bu günkü durumuna değinmek isterim ancak olanaklar yeterli değil.
Bugün o güzel dostlarımızın hiç
birinin yakınını, tanığını, akrabasını bulmak mümkün değil.
Yıllar öncesinde buraları terk
ettiklerini biliyoruz.
Terk ediş nedenlerini bilen
büyüklerimiz nedense yeni kuşaklara karşı ketum davranmış, suskun kalmıştı.
Onlardan bahsederken KIRUG derdi
büyüklerimiz.
Bu adın ne anlama geldiğini
bilecek yaşta olmadığım için ben de çocukluğumda bu tür konuşmalara çokça tanık
olmuştum.
Falancanın nenesi KIRUG' muş,
filancanın kayin validesi KIRUG' muş gibi kulaktan kulağa yayılan laflar
duyuyordum kimi zaman.
Zaman akıp gidince anlıyordum ki
gayri müslimlere KIRUG ya da Fılle deniliyormuş yöremizde.
Günümüzde artık onlardan ne
bahseden var ne dile getiren.
Kiğı bölgesinde önemli bir nüfusa
sahip olan o güzel insanlar nereye gitti, ne yapıyor kimse bilmiyor.
1929 yılında Kiğı'nın Erzincan'a
bağlı bir ilçe olduğu yıllarda ilin valiliğini yapan Ali Kemali'nin yazdığı bir
kitap okudum.
Köy köy, mezra mezra oralarda
yaşayanların sayısı ırkı, dini ve cinsiyetiyle belirtiliyordu.
Kürt nüfusundan sonra en
kalabalık grup Ermenilerden oluşuyordu.
Devletin bir memurunun kaleminden
çıkmasına rağmen oldukça önemli bir araştırma olduğunu kabulleniyorum.
1915 olaylarının ardından
yaklaşık on beş yıl sonra yazılan o kitabın solgun yaprakları çok önemli bir
belge olarak Peri Vadisi hakkında bir bilinmeyeni ortaya koymaktadır.
Yeni kuşakların bunları
öğrenmesini sağlamak için bizlere de önemli görevler düşmektedir.
O dost insanların bölgeyi terk
etmelerinin arkasındaki nedenleri çok iyi araştırıp öğrenmeliyiz.
Bizim atalarımız ile onlar arasında
hiç bir zaman kavga olmamış, huzursuzluk yaşanmamıştır.
Onların terk ettiği yerleşim
yerlerine zorla kimse konmamış, onların verdiği isimler değiştirilmemiştir.
Onlar çekip gitti, ya da
doğdukları yerleri terk etmek zorunda bırakıldılar.
Yıllar sonra onlarınkine benzer
bir durumla da bizler karşılaştık.
Dağ, taş, köy, mezra, mera,
orman, yayla, dere, tepe yakıldı yıkıldı.
Akıl almaz bir çatışma ortamı
içinde kalan yoksul köylülerimizin bir kısmı direndi, bir kısmı zorun
karşısında hiç bir direnç göstermeden büyük kentlere göç etti.
On yıllar süren bir terk edişin
ardında yeniden geri dönenler kendi olanaklarıyla virane olmuş ata yurdunu
yeniden inşa etti.
Bağını, bahçesini, bostanını
yeniden ekmeye başladı.
Ormanların ürkütücü gerçeğiyle
karşı karşıya kalanların özlemi bir nebze de olsa yerini umuda bıraktı bugün.
İşte yaşanan onca sıkıntının
ardında bugün bir çatışmasızlık ortamındayız.
Barış sesleri her zamankinden
daha yüksek çıkmaya başladı.
Peri Vadisi eski görkemiyle
olmasa da yine huzur ortamıyla konuklarını bekliyor.
Her bir köşesi ayrı bir güzellik
taşıyan yöremizin tek eksiği buradan gidenlerin geri gelmesi.
Özellikle de çocukların sesi
duyulsun köylerden.
Çocuklar, unutmayın burada SAKLI
BİR KENT var.
Gelin, arayın, bulun.
Ben bu amaçla geldim, Saklı
Kentin konuğu oldum, artık sahibiyim.
Burada olmanın verdiği huzurun
yanı sıra kazanımlarımın nasıl arttığı gerçeği de ortadadır.
Özgür bir vadi, özgürce akan
dereler, musluksuz çeşmeler, yeşilin her tonuyla süslü kırlar,ovalar, dağlar,
yıldız kaynayan gökyüzü...
Yalan değil, hepsi gerçek.
En azından batıdayken çepeçevre
sarıldığım yalan ortamından kurtulduğumu görüyorum.
Ne yalancı medyanın kıskacında ne
de inkar ve red siyaseti uygulayan politikacıların sarmalına mahkum değilim.
Özgürleştiğimin farkındayım, bu
da bir kurtuluş olduğu kadar benim açılımımdır.
Mayıs
2009 peri vadisi
mahmutvarol@korlu.org
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için
Javascript açık olmalıdır
editö
r@korlu.org
Bu mail adresi spam botlara karşı koruma
|