Mahmut Varol

AÇILIMLAR VE KENDİ GERÇEKLİĞİMİZ
 

Yeni bir sürecin yaşandığı ülkemizin batısında, büyük kentlerde yaşamanın zorluklarını nasıl tarif edeyim ki.

Çepeçevre yalanlarla sarılmışsanız, okuduğunuz gazete, dergi ve izlediğiniz tv ekranlarının gerçeklerin çok uzağında kaldığını,

Siyasilerin, kanat önderi diye halka sunulanların ne kadar yapmacık ve inkarcı olduklarını kendi konuşmalarında ve yazılarında takip edebiliyorsanız, ancormen diye yutturulan soytarı takımı bir grup şaşkının birilerinin borazancısı olarak bangır bangır bağırdığını, savaş çığırtkanlığından başka işler yapmadığını ana haber bülteni diye halka yutturulduğu yalanları izlemenin ne tür zorluk verdiğini anlatmış olur muyum bilemem ama yeni açılım diye başlatılan KÜRT AÇILIMI gerçekten büyük önem arz etmektedir.

Bu yeni karar ne Alevi Açılımıyla, ne Ermeni Soykırımının yaşandı veya yaşanmadığı gerçeğiyle ne de çarşaf açılımıyla aynı önemi taşımadığı apaçık ortadadır.

Alınan çatışmasızlık kararının ardında Kandil'den gelen çok önemli açıklamaların yarattığı havanın rüzgarıyla en tepe noktadan dillendirilen yeni açılım bir çok çevre tarafından olumlu karşılanırken marjinal bazı gruplar tarafından da dikkate alınmaması gerektiği söylendi.

Özellikle barıştan yana olan çevreler Cumhurbaşkanının çağrısını olumlu karşıladı.

Bu süreci sabote etmek isteyen çevreler boş durmadı, baskıların yoğunlaşmasını alkışladı, akan kanın durmasını isteyeceklerine daha fazla kan ve daha fazla şiddeti dayatmanın uğraşısını verdi.

Ulusalcı ve milliyetçi kesim savaş naraları atmaya devam etti.

Aynı çizgide yayın yapan medya ve yazılı basının büyük kesimi inkar politikası eksenindeki tutumunu sürdürdü, tek taraflı olarak yayınlarına devam etti, halka doğruyu göstermekten uzak yayınlara aralıksız sürdürdü.

İktidarda olan parti ise hiç bir hazırlık yapmadığı bu sürece nasıl bir katkı sunacağını ortaya koymadan eski politikalarında diretti.

Muhalefet partileri inkar ve red politikasında ısrarcı olurken, bir kısım sivil toplum örgütü de tıpki DTP gibi baskı altına alındı.

Çatışmasızlık ortamı sürecinde akıl almaz baskı ve şiddetin uygulandığı bir ortamın yaşandığı ülkemizde ne yazık ki güzel şeyler olmuyor.

Elinde silahla dağa çıkanlarda da askere gidenler de böyle bir ortam içinde yaşama veda etmeye devam etti.

Yirmili yaşlardaki gençlerin ölüm haberleriyle evlere düşen ateş yürekleri yakmaya devam ederken savaş tamtamları da sürüyor.

Ülkemizin batısında yaşayanlar ne yazık ki gerçeklerden uzaktır.

Ben de son yıllarda yaşamımın önemli bir bölümünü kendi memleketimde geçirirken hayatın tam da ortasında olduğumun farkındayım.

Peri Vadisinde sakin bir yaşam sürdürmeye çabalıyorum dersem abartmamış olurum.

Bu bölgede yaşayanların büyük çoğunluğu belki de yüzde yüze yakını Kürt'tür.

Ancak bir asır öncesinde burada Ermeniler, Arnavut kökenliler ve Türk'ler de yaşıyormuş.

Derlemeye çalıştığım öykülerden, yaşanmış hikayelerden ve kendi çapımda yaptığım araştırmalardan çok kültürlülük gerçeğini görüyorum.

Ne acıdır ki iç içe geçmiş o eşsiz kültürün mirasını koruyamayan bir yapı ile karşılaşıyor biraz da eziklik hissine kapılıyorum.

Özellikle Ermeni ustalarının eserleri hızla kaybolmaktadır.

Bir yok oluş yaşanıyor bölgemizde.

Hızla insansızlaşan bir bölge haline gelmektedir yöremiz.

O güzel insanların burayı terk etme nedenlerini ve gerçeklerini ne yazık ki bilmiyoruz.

Özellikle Kürt'lerin uzaklaşma nedenlerini de çok iyi bilmiyoruz.

Endişem var, böyle devam ederse tıp ki Ermeniler gibi gün gelecek Kürtlerden de onlardan bahsedildiği gibi bahsedilecek.

Bir zamanlar bu bölgede Kürtler yaşıyordu! denilmesine gönlüm razı olmuyor.

Onun içindir ki buradayım.

Yıllar önce büyüklerimizin anlattığı yaşanmış öykülerden anlıyorum ki bir zamanlar bu bölgede Ermeni kardeşlerimizle huzur içinde bir hayat yaşanıyormuş.

Gayri müslim olan Ermenilerle kirvelikler kurulmuş, dostluk bağları sadece kirvelikle değil musahiplik dediğimiz kutsal amaçlı kan kardeşliğiyle de perçinleniyormuş.

Ermeniler yaptıkları işlerde o kadar maharetlilermiş ki yöre halkı bir çok zenaatı onlardan öğreniyor, kültürel alanda da birliktelik sağlıyorlarmış.

Özellikle taş yapı ustalığında Ermeni ustalar rakipsizmiş.

Yapılan binaların tamamı taş yapı olduğundan duvarlar o ustaların şekillendirdiği bir birinden anlamlı işçilik örnekleriyle bu gün de birçok köy veya mezrada karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle yöredeki değirmenleri çeviren gürül gürül suların gücüyle tahılı un eden taşların da o güzel insanların el emeğiyle hazırlandığı bu gün de bilinmekte ve hayranlıkla bahsedilmektedir.

Acı olan bir gerçek var ki günümüzde hiçbir değirmen kalmamış, o güzel dostların eserleri de yok olmuştur.

Eski taş yapı binaların duvarlarında anlamlı yazılar çıkardı karşımıza.

(Bu konuda değerli dostum Mehmet Ulusoy anlamlı bir yazı yazmış ve örneklerle bu hususu dile getirmişti. Merak edenler için www.hergep.com sitesi DÜNYA BİR DEĞİRMANDIR adlı yazı)

O yazıların mucitlerinin de Ermeniler olduğunu anlatırdı büyüklerimiz.

Bu küçük örneklerle yetinerek yöremizin bu günkü durumuna değinmek isterim ancak olanaklar yeterli değil.

Bugün o güzel dostlarımızın hiç birinin yakınını, tanığını, akrabasını bulmak mümkün değil.

Yıllar öncesinde buraları terk ettiklerini biliyoruz.

Terk ediş nedenlerini bilen büyüklerimiz nedense yeni kuşaklara karşı ketum davranmış, suskun kalmıştı.

Onlardan bahsederken KIRUG derdi büyüklerimiz.

Bu adın ne anlama geldiğini bilecek yaşta olmadığım için ben de çocukluğumda bu tür konuşmalara çokça tanık olmuştum.

Falancanın nenesi KIRUG' muş, filancanın kayin validesi KIRUG' muş gibi kulaktan kulağa yayılan laflar duyuyordum kimi zaman.

Zaman akıp gidince anlıyordum ki gayri müslimlere KIRUG ya da Fılle deniliyormuş yöremizde.

Günümüzde artık onlardan ne bahseden var ne dile getiren.

Kiğı bölgesinde önemli bir nüfusa sahip olan o güzel insanlar nereye gitti, ne yapıyor kimse bilmiyor.

1929 yılında Kiğı'nın Erzincan'a bağlı bir ilçe olduğu yıllarda ilin valiliğini yapan Ali Kemali'nin yazdığı bir kitap okudum.

Köy köy, mezra mezra oralarda yaşayanların sayısı ırkı, dini ve cinsiyetiyle belirtiliyordu.

Kürt nüfusundan sonra en kalabalık grup Ermenilerden oluşuyordu.

Devletin bir memurunun kaleminden çıkmasına rağmen oldukça önemli bir araştırma olduğunu kabulleniyorum.

1915 olaylarının ardından yaklaşık on beş yıl sonra yazılan o kitabın solgun yaprakları çok önemli bir belge olarak Peri Vadisi hakkında bir bilinmeyeni ortaya koymaktadır.

Yeni kuşakların bunları öğrenmesini sağlamak için bizlere de önemli görevler düşmektedir.

O dost insanların bölgeyi terk etmelerinin arkasındaki nedenleri çok iyi araştırıp öğrenmeliyiz.

Bizim atalarımız ile onlar arasında hiç bir zaman kavga olmamış, huzursuzluk yaşanmamıştır.

Onların terk ettiği yerleşim yerlerine zorla kimse konmamış, onların verdiği isimler değiştirilmemiştir.

Onlar çekip gitti, ya da doğdukları yerleri terk etmek zorunda bırakıldılar.

Yıllar sonra onlarınkine benzer bir durumla da bizler karşılaştık.

Dağ, taş, köy, mezra, mera, orman, yayla, dere, tepe yakıldı yıkıldı.

Akıl almaz bir çatışma ortamı içinde kalan yoksul köylülerimizin bir kısmı direndi, bir kısmı zorun karşısında hiç bir direnç göstermeden büyük kentlere göç etti.

On yıllar süren bir terk edişin ardında yeniden geri dönenler kendi olanaklarıyla virane olmuş ata yurdunu yeniden inşa etti.

Bağını, bahçesini, bostanını yeniden ekmeye başladı.

Ormanların ürkütücü gerçeğiyle karşı karşıya kalanların özlemi bir nebze de olsa yerini umuda bıraktı bugün.

İşte yaşanan onca sıkıntının ardında bugün bir çatışmasızlık ortamındayız.

Barış sesleri her zamankinden daha yüksek çıkmaya başladı.

Peri Vadisi eski görkemiyle olmasa da yine huzur ortamıyla konuklarını bekliyor.

Her bir köşesi ayrı bir güzellik taşıyan yöremizin tek eksiği buradan gidenlerin geri gelmesi.

Özellikle de çocukların sesi duyulsun köylerden.

Çocuklar, unutmayın burada SAKLI BİR KENT var.

Gelin, arayın, bulun.

 

Ben bu amaçla geldim, Saklı Kentin konuğu oldum, artık sahibiyim.  

Burada olmanın verdiği huzurun yanı sıra kazanımlarımın nasıl arttığı gerçeği de ortadadır.

Özgür bir vadi, özgürce akan dereler, musluksuz çeşmeler, yeşilin her tonuyla süslü kırlar,ovalar, dağlar, yıldız kaynayan gökyüzü...

Yalan değil, hepsi gerçek.

En azından batıdayken çepeçevre sarıldığım yalan ortamından kurtulduğumu görüyorum.

Ne yalancı medyanın kıskacında ne de inkar ve red siyaseti uygulayan politikacıların sarmalına mahkum değilim.

Özgürleştiğimin farkındayım, bu da bir kurtuluş olduğu kadar benim açılımımdır.

Mayıs 2009 peri vadisi

mahmutvarol@korlu.org Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır      editö r@korlu.org Bu mail adresi spam botlara karşı koruma